Denemeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Denemeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eşyalarınızı değil, aşkla geçen zamanınızı biriktirin!

Kimi kedi köpek besler, ben ise eşya besliyorum. Gerekli gereksiz, küçük büyük pek çok  eşyam var. Peki memnun muyum? Hayır, hiç değilim. Keşke kedi-köpek besleseydim diyorum. Eşyanın derdi çok fazla. Eğer eşya işine bulaşmadıysanız, en güzeli az eşya, öz eşya.


Yıllarca eşyalarla boğuştum ben.Yatağımın başucunda ıvır zıvır hiç eksik olmadı. Ve bir süre sonra evin bana değil de eşyalara ait olduğunu anladım... Benim ne yapacağıma, nasıl yaşayacağıma onlar karar verir oldular. Önce vitrin, duvar, komedin üstü derken odaları bile işgal ettiler.  


Sırf bu yüzden büyük odalı evler aradım, hiç çatı katında bir dairem olmadı benim. Halbuki bir çatı katı dairesinde oturayım isterdim hep... Ama onları bırakıp gidemedim. Eşyalar geçmişim ve geleceğim oldu benim. Ne kadar istesem de kurtulamadım.


Evde yer kalmadığı için attığım oyuncaklarım, mizah dergilerim, lise defterlerim hala mazimde derin bir yaradır benim...

İşte bu yüzden eşyalarla çok bağ kurmayın derim. Lüzumsuz yere eve aldığınız bir kalem, not kağıdı ya da biblo bir gün hayatınızı ele geçirebilir. Nerede oturacağınızdan, nasıl düşünüp, nasıl hareket edeceğinize kadar her şeye bu birikmiş eşyalar karar verirler. Sonra bir de bakarsınız yıllar yıllar geçmiş, hiç bir hayalinizi gerçekleştirememişsiniz. Onca sene sadece eşyalarınız için yaşamışsınız.. Eşyalar, sizin anneniz, babanız, geçmişiniz ve geleceğiniz olmuş. 


 Bu nedenle hayatını yeni kuracaklara tavsiyem, bırakın inciği boncuğu biraz olsun kendinize bakın. Yaşayın! Eşyalara değil, hayata takılın. Geleceğinizi eşyalara bırakmayın... Beslediğimiz eşyalar geçmişi yad etmekten başka bişey veremezler bize... 


 O halde boş verin eşyaları! Sevdiceklerinizle geçirdiğiniz zamanı besleyin... Öpücüklerinizi, tebessümlerinizi, sevişmelerinizi biriktirin... Çünkü ne varsa aşkta var. Gerisi laf-ı güzaf…

Virgül, nokta ve …

Sadece insanların değil, doğadaki her canlının, cismin ve nesnenin belli  karakteristik özellikleri vardır. Aslan tembel, cam kırılgan, kırmızı sıcaktır. Gitar romantik, anahtar becerikli, çınar bilgedir. İşaretler de az çok böyledir. Özellikle de noktalama işaretleri…


 (,) noktalama işaretleri arasında en zavallı olanıdır. Bir cümle içerisinde görür, dikkat bile etmeyiz çoğu zaman. Çünkü silik bir yapısı vardır. Kesin yargılara varamaz, hep başka işaretlerden icazet alır, hiç bir cümlenin sonunu getiremez, olsa olsa iki nesne ya da cümle arasında ara buluculuk yapar.

(;) nokta ile virgül arasında bir yerdedir. Daha doğrusu kompleksli virgüldür. Kendini nokta sanır. Bütün arzusu bir nokta olabilmektir. Yalakadır, virgüle yukardan bakar ve aslını inkar eder. Ama sonuç olarak (;) de bir virgül parçasıdır. Cümle içinde virgülü komuta eder, kimi zaman da noktanın vekâletini üstlenir; ama (;) de hiçbir cümlenin sonunu getirecek kudrette değildir.

(.) En küçük rütbeli cümle amiridir. Virgül ve noktalı virgülden sorumludur. Özgün görüşler oluşturabilir ve her görüşü kesin yargılar içerir.  Sert ve acımasızdır. Görev işaretidir. Bir cümleyi hiç düşünmeksizin noktalar.


(:) Başkomutandır. Cümlelerin sevk ve idaresinden sorumludur. Bir komut cümlesi kurar. Diğer noktalama işaretleri bu cümleye göre farklı cümle ve paragraflar oluştururlar. Duygusuz ve renksiz bir işarettir. Oldukça mesafelidir. Kısa ve net konuşur. Çok konuşmaktan haz etmez.

(…) Melankolik bir işarettir. Çok şey söylemek ister ama söyleyemez, kesin yargılara varmaktan kaçınır. Az biraz da filozoftur, söyledikleri kadar söylemediklerinden de pek çok şey anlarsınız. Başına buyruk hareket eder. Kuğul takılır, bir çok kişiyi derinliği ile etkiler.

(!) Çok agrasiftir: Hep yüksek sesle konuşur. Sürekli kavga eder, kimseyi takmaz. Küfretmeye ve çevresindekilerle uğraşmaya bayılır. Ayrıca hayat doludur; coşkulu, duygusal, nüktedandır. Tam rakı masası işaretidir.

(?) Meraklı bir işarettir. Her şeyi sorar. Öğrenmeye çalışır. Kendine ait bir yargıyı bile başka işaretlere doğrulatmak ister. Bu meraklı ve kuşkucu yapısı (?)’ni hep kararsız kılar. Bu nedenle bağımlı bir işarettir. Hep başka başka cümlelere tutunmak ister. Yalnızlığı sevmez. Diyalog kurmaktan hoşlanır.


Sonuç olarak; noktalama işaretlerine dair yaptığım bu tespit, elbet eleştirilebilir. Ne de olsa herkesin mizacı ayrı ayrıdır ve noktalama işaretlerine yaklaşımı da doğal olarak farklı olacaktır. Benim için nüktedan (!) başkası için panik atak bir ruh hastası gibi gözükebilir.

Ayrıca bu durum okuyucu kadar yazarla da doğrudan ilişkilidir. Bir metin içerisinde kuşkucu yaklaşımıyla göz dolduran (?) bir başka metinde rahatsız edici bir salağa dönüşebilir. Yazarın noktalama işaretlerine yüklediği anlam ve karakter özellikleri, aslında bize az çok yazarın karakterini açıklamaktadır ki; bu da çok doğaldır. Çünkü “İnsan kainatın sahibidir ve eşya buna uymak mecburiyetindedir.”

Haydi Rastgele!..

Hayatta çalışarak sağladığım pek az başarı vardır. Bir şeyi ne kadar çok ister ve elde etmek için çalışırsam, o denli başarısız olurum.  Çalışmak ve başarısızlık doğru orantılıdır benim için. Sanırım pek çok kişi de benimle aynı görüşü paylaşır. Aradığımız, uğruna çalıştığımız ne varsa ya kaybolur, ya da hiç olur: güzel bir iş, güzel bir eş, güzel bir gelecek... Hayatımız hep bunları aramakla geçer, fakat biz ne kadar çok peşlerine düşersek onlar da bizden o kadar çok uzaklaşır.


"Şark; oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla, her şey ayağınıza kadar gelir." der, 'Huzur' romanında Ahmet Hamdi Tanpınar. Gerçekten de doğu toplumları için durum böyledir. Ama ne kadar bekleyeceğiniz bilinmez. Siz beklemekten sıkılır, “Artık bana müsaade” deyip çıkar gidersiniz, fırsat da sizi bulamadan geri döner.

Bu nedenle çalışmaktan ziyade beklemeyi öğrenmeniz gerekir. Çünkü başarı fırsatla beraber gelir, fırsat da aşk gibi tesadüfleri sever. Çalışıp, didinen, gelecek planları yapan kimselerden hiç haz etmez. Böyle kimselerin hayatlarını alt üst eder, planlarını bozar, hayallerini yıkar. Çalışkan kimseler bu sebeple nadiren başarılı olabilirler. Her başarı kazanmış çalışkan insanın arkasında ise mutlaka onu durdurmaya çalışan şansızlıklar vardır.

Başarı kazanmak yüzmeye benzer az çok; suyun içinde ne kadar çok çırpınırsanız o kadar çok dibe batarsınız. O halde yapmanız gereken sadece beklemektir.

Peki batılı da bizim gibi midir? Hayır, çünkü onlar ne için yaşadıklarını,  ne için çalıştıklarını ve ne istediklerini gerçek anlamda düşünmezler. Onlar sadece yaşar ve çalışırlar, bizim gibi hayal kurmazlar. Başarının bir fırsatın ardından gelmesini beklemezler. Hayatları düz ve istikrarlıdır.


Aslında batının durumu çok daha acıdır. Onlar derya içre olup deryayı bilmeyenlerdir. Biz ise ne için çalışıp ne için beklememiz gerektiğini biliriz. Bu nedenle sürekli çalışmayız, hatta bazen hiç çalışmayız, bekleriz. Çünkü çalışsak, bir sonuç alamayız. Fakat kimi zaman beklemeyi bilmez, hemen bir işe koyuluruz. Fırsatı kendimizden uzaklaştırırız. Kimi zaman da o kadar çok bekleriz ki fırsat bizim üstümüzü örtüp gider, biz de fırsat kaçırmakla yakınırız.

Yani demem o ki, başarı kazanmak balık tutmak gibidir. Beklemeden olmaz, ama balık oltaya takılır da çekemezseniz, kaçan balık hep büyük olur…

Pervari'deki arkadaşım Mehmet Korkusuz'a selam olsun!

Size Mehmet Korkusuz. adlı tiyatrocu genç bir arkadaşımdan bahsetmek istiyorum. Kendisiyle geçen ay tanıştım. Siirt Pervari'de tiyatro çalışmaları yapıyor. Yokluklar, olanaksızlıklar içinde. Fakat tiyatro yapmayı kafasına koymuş bir kere. Adı gibi cesur ve korkusuz. Oyunu da yine kendisi yazmış: "Kahveden Sahneye".
Arkadaşlarıyla el ele verdi mi çözemeyeceği problem de yok. İşte bu kararlılığın ve birlikteliğin sonucu oyunu çıkarıyorlar.
Oyun gerekçeleri de yalnızca bir heves değil, asıl neden tiyatro ile kendi seslerini duyurmak.
Öyle ki Mehmet bana telefonda anlatıyor;
Pervari'deki işsizliği, elektrik kesintilerini, başlık parası ile kız almayı, berdel olayını; hatta ineklerin günlük hayattaki yerini bile:
"Burada iş yok, olanak yok. Çok programlı bir lisemiz bile yok .Biz Pervari'de hayata 1-0 yenik başlıyoruz. Pervari de yaşıyorsan ya inşaat ta çalışacaksın ya garson ya hamal olacaksın, kız almak istesen başlık parası biriktireceksin, paran yoksa kız kardeşini berdel olarak vereceksin, oda yetmiyormuş gibi hergün elektrikler kesilir. Ama İnanır mısın abi, biz bu oyunu oynadıktan sonra elektrik kesintileri bile azaldı. Ayrıca bizim buralarda inekler de Hindistan da olduğu gibidir.Adeta kutsaldır. Pervari'ye gelirsen görürsün her sokakta bir inek başı boş dolaşır. Şimdi ucuz diye ineklerimize İsrail'den yem geliyor, fakat bizim inekler İsrail'den gelen yemleri yemiyor. Anlayacağın onlar bile İsrail'e karşı.
İşte abi ben sana anlattığım bütün bu olayları oyun içinde anlatmak istedim. Anlattım da"
Mehmet'in samimiyeti işte bu şekilde konuşmalarına da yansıyor. Ona destek sözü veriyorum. Ama çalışmalarıyla ilgili yazı, fotoğraf ve video görüntülerine de ihtiyacım olduğunu ekliyorum. Anlayışla karşılıyor. bana bir yazı ve oyuna ait video görüntülerini gönderiyor internetten.
Ben ayrıca onu İstanbul'a çağırıyorum misafir etmek üzere.
Ulusal Kanal Televizyonu ile bağlantıya geçiyorum, bir canlı yayın programı için.Yaptıkları çalışmaları bizzat kendisi anlatsın diye. Televizyon'un yetkililleri de seve seve kabul ediyorlar.
Mehmet de çok seviniyor: "Muhakkak geleceğim abi" diyor.
Fakat bir kaç gün sonra:
"Yol parasını denkleştiremedim, gelemeyeceğim" diyor, sesi biraz buruk.
Simdilik Mehmet'in ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmaları anlatmak görevi bana düşüyor. Ama ben ne kadar anlatmaya çalışsam da bişeyler eksik kalacak muhakkak. Bu nedenle Mehmet'in yukarda bahsetmiş olduğum bir yazısını sizlerle de paylaşmayı uygun gördüm.
Ayrıca Mehmet ile doğrudan bağlantıya geçmek isteyenler için bir e-posta ve link adresini yazıma ekliyorum:
mehmetkorkusuz@hotmail.com
http://memetkorkusuz.spaces.live.com/
Saygılarımla.
Öney OLCAYTU

Merhaba ben Memet Korkusuz daha önce telefondada konuşmuştuk bu tiyatroyla ilgili sana anlatmak istediklerim şunlar:tiyatronun adı KAHVEDEN SAHNEYE başlığımız başlık parası bu oyun 4 perdelik bi oyun kendim askerliği bitirdim geldim ilçeme( siirt -pervari ) herkeste sosyal aktivite yok derdinde bende tamam bi tiayatro yapayım dedim ünkü bu lçenin çok sorunları vardı ve birinin buna dur demesi gerekir zten mizah bu değilmi sorunu güldürerek anlatabilmek.o günlerde benle birikte askerden dönen bi arkadaşımı ailesi evlendirmiştibirgün bunla dertleşirken söyle bi şey dedi ''memet ben 8 milyar başlık parası verdim babam gidip borç yaptı bu parayı o vijdansızın kızına belki 8 ay boyunca ekmek peynirden başka bi şey veremiyecem belki 1 sene boyunca evime meyve sebze alamıyacam o borçları bitirmek için '' bende içimden tamam işte konuyu buldum dedim ve yazmaya başladım yaklaşık bir ayda bitirdim ilçedeki başka sorunları da bu başlığın alltında topladım ( fakirlik su sorunu çöp sorunu borç üzerine olan alış verişleri geçim kaynakları ve bunun dışında güncel konular ergenekon , başbakan, kaymakam,NTF diye bi baraj şirketi ( pervaride baraj yapacak olan şirket ) bunları ele alarak trajikomik bi tiyatro yazdım.bu tiyatroda oynayan arkadaşlar genelde pervaride işsiz gençler, esnaf ,öğretman, hemşire,işçi ,öğrencilerden oluşan yaklaşık 20 kişilik bir kadromuz varoyunu ben yazdığım ve daha önce bi kaç kez oynadığım için oyunun yönetmeni ve organize eden benim kedi gücümüzle ve kimseden destek almadan devam ediyoruz yolumuza pervari de tiyatro sahnesi olmadığı için hazırlık ve provalarımızı okulda yapıyoruz. okul dağıldıktan sonra 15:30 -17:00 saatlerinde çalışmaktayız bu çalışmalarımıza gelen arkadaşlarımızın çoğu br fedakarlık göstermekteler örneğin lokantada çalışan arkadaşım ailesinden fırça yemekte ve eski maaşını almamakta cafede çalışan arkadaşım yemek molasına denk getirmekte ve çalışmalara gelip yemeğinden olmaktadıresnaf olan arkadaşım o saatlerde dükkanını kapatıp çalışmalara gelmektedirben bütün masrafları kendim karşılamaktayım ve kendimde işsizim ve daha birçok şeyamacımız belki bazı sorunları çözebilmek bu sorunları sesli dile getirebilme bir diğer önemli nokta daha var tiatronun adı demiştik ki KAHVEDEN SAHNEYE ilçedeki gençler işsiz olduğu için sürekli kahve köşelerinde ve devlet kurumlarının bizim pervarde ki gençlikle bağlantıları sıfır bu gençler yanlış yollara girebiliyor ve yanlış edüşüncelere sahip oluyor doğu bilirsin belki terör olaylarından dolayı bu tiyatroyla birçok genci topluma kazandırmak istiyorum yanlış düşüncelerden ve yanlış eylemlere katılmamalarıı için önemli görüyorum ve şimdiden yaptığım şeyin doğruluğuna pervardeki yabancı kesiminin hepsi bunu fark etmekte neyse abi ben daha fazla uzatmayaım umarım anlamışsındır beni 11 - 04 - 2009 cumartesi günü Atatürk yatılı ilköğretim bölge okulu (yibo) da seyircinin karşısına çıkıp oynayacağız Allahın izniyle OYUNCULAR:1. MEHMET KORKUSUZ : İŞSİZ
2. ERSOY ESEN : ESNAF
3. HÜSEYİN ASLANHAN : İŞÇİ
4. RIDVAN TEMEL : İŞÇİ
5. BAYRAM UZUNAY : İŞSİZ
6. GÖKHAN USLU : İŞSİZ
7. AHMET AKIN : İŞSİZ
8. SÜLEYMAN BUGÜN : İŞSİZ
9. SELMAN ŞİMŞEK : İŞSİZ
10. SERHAT ACAR : ÖĞRENCİ
11. MESUT ÖZCAN : ÖĞRENCİ
12. DİLAN ERBEK : ÖĞRENCİ
13. SEVVAL AYDOĞDU : ÖĞRETMEN
14. SİBEL AVCI : HEMŞİRE
15. İBRAHİM KORKUSUZ : ANAOKUL ÖĞRENCİSİ
16. M.EMİN ÜLDES : HAMMAL
18. AZİZ YILDIRIM : ESNAF
19. BAYRAM BAŞOĞLU : ÖĞRETMEN
20. FERDİ ÖZDEMİR : ÖĞRENCİ